8 Haziran 2013 Cumartesi
Genetiği Değiştirilmiş Gülümsemeler
Ben bu yazarın kahramanıyım.İsimsiz,cinsiyetsiz kahramanı.O susuyor,ben konuşuyorum.Ben susuyorum o başlıyor.'Susarken konuşmaca' oynuyoruz yani.Sorgular oldum her şeyi,herkesi neden?'leri.Sustuklarım mı büyür içimde sustukça mı büyütür hayat;bilmiyorum.Yazara ne zaman anlatmak istesem vazgeçtim sorgulamaktan diyor.Serzenişle başını şöyle bi' sallıyor:'boş ver'.Veremiyorum işte.Veremedim.Neden burada olduğumu bilmeliyim,neden güldüğümü bilmeliyim.Neden bin bir dertle uğraşanlar dururken,küçük,küsküçük şeylerden mutluluk yakalayamayanları neden anlamaya çalışmayayım ki?Yazar vazgeçmiş,boş vermiş.Ben ne vazgeçebildim,ne boşverebildim.Ben hep kendime kalabildim.Ne bir adım öte ne geri.'Uçurum kenarı' bedenimin gardiyanı oldum,refakatçi oldum,nihayet kendimi taburcu ettim.Kanserli duygular yaşadım.Katıksız değildi dostluklar,yüze gülmeler.Gdo'luydu duyguları.Duygular da gdo'lu artık.Organik sandığım her bir dokunuş,kalbimde açtığım kapıların dişi kırılmaya yüz tutmuş anahtarları gibi.Kanserliydi duygularım.Var mıydı ötesi.Eskilerin deyimiyle sözcüklerime kıran girmişti.Susuyordum bu yüzden.Sessizliği konuşmamak sananlardı duygularıma kanseri bulaştıranlar.Yazar bana 'duygularına kulak ver ve onları koru' derdi hep.Anladım,pek geç oldu.İnsanın anlaması için yaşaması gerekmiş.Kanserse, son dakika golü.Duygularım uzatmalara oynuyor.Yapmak istedikleri ne vardıysa yaptırıyorum.Çünkü sadece gdo'lu gülümseyenlere kanser duygularım.Son şans onlar için,bilmiyorlar.Öyle ki yine bana ait duygular var,kanserden uzak.Tertemiz,ak ve pak.Kıran geliyor yine.Sustuklarımla büyütüyorum kendimi ya da her neydiyse işte.Kaybediş mi,kazanış mı bilmiyorum.Bilmeyişle geldim,susarak gidiyorum.Ben böyle yazarla konuşmalarımı 'yazarım buraya.Ben sessiz,isimsiz,cinsiyetsiz kahraman.Kanserli duygularından arınmaya çalışan.
22 Mayıs 2013 Çarşamba
Bir Yalnızlık,İki Ben,Üç Büyümek,Tutamlı Aşk
21 Nisan 2013 Pazar
Beden Parmaklıkların Ardı,Ne Kadar Safî?
Ruhu çirkin olan çirkinliğinin farkında.Bunu kapatmaya çalıştıkça da çirkinleşiyor.Zaten bunu kimse farketmez.(!)
İnsanlar;sokakta,sahilde,alışveriş merkezlerinde dolaşan irili ufaklı ruhlar değil mi?
Birini seveceksen güzelliğini,çirkinliğini değil,ruhunu seveceksin.
Ruhuyla muhabbet etmediğin sürece,sarıldığında ruhunu hissetmediğin sürece ne gereği var ki?
Ruhuyla gezeceksin,ruhunla güleceksin,ruhuna ağlayacaksın.
Birinin bedenini değil de ruhunu seversen,ikinizden biri boyut değiştirdiğinde hiçbir şey farketmeyecek.
Birinizden biri ötekinin duasını bekleyecek.
Ruhların aşkı,ruhların dostluğu,kardeşliği sonsuza uzanacak böylece.
Durup düşünün beden denilen parmaklıklar olmasaydı,görüş izni olsaydı her an ruhların...
Halâ aynı insanlar olur muydu etrafınızda?
Kaç insana 'seni gerçekten sen olduğun için seviyorum' diyebiliyoruz?
'Seni bana ...... yaptığın için,beni güldürdüğün,benimle ağladığın vs. için seviyorum' gibi ıvır zıvırlı nedenleriniz varsa atın bir kenara.İsterseniz öyle yaşayın, ruhsatsız.Seçim sizin,sonuç da.
Ruhuna dokundum,ruhuna sarıldım,ruhuyla demlendim bedeninin parmaklıklarını yok saydım.
Birden fazla ruh,uzansın sonsuza
13 Nisan 2013 Cumartesi
Örseleyen Mevsimler
Mevsimsiz yağan yağmur muydu,yoksa lâle soğanları mı zamansız açmıştı?
Doğanın mevsim seçmekte kararsız kaldığı günlerde zihnimin kararsızlığına ''mevsim normallerinde'' diyebilirim.Mevsimsiz sağanaklar,mevsimsiz bahar.Mümkün mü mevsimsizlik?
Bir düşünün mevsimsiz olur mu 'geçiş'ler? Güneşin sarı sıcağı,güzün yazı değil mi kıymeti bilinen?
Şayet topraksa benim özüm,ona karışacaksa bütünlüğümün ben parçası,normallerim dört mevsim.
Kışı da,nisan yağmurunu da özümde hissederim.
Lâle soğanları, benden de sebeplensin diye.
Söz konusu mevsimlerse;
Zamansızlık var mıdır sâhi?
Hazırlıksız yakalandığında,sağanakta ıslanırsın.Bedelini nezle nezdinde ödersin.
En fazla o kadar.
Zaman,sağanakla boyası silinen fakat,bir türlü sökülüp atılamayan personalarla dolu.
Gökyüzü yanılttı lâle soğanlarını.
Belki de lâleler, yalıtamadı kendini gökten.
Gökyüzü dört duvar.
Lâleler örseli.
Şayet topraksa benim özüm,ona karışacaksa bütünlüğümün ben parçası,normallerim dört mevsim.
Kışı da,nisan yağmurunu da özümde hissederim.
Lâle soğanları, benden de sebeplensin diye.
Söz konusu mevsimlerse;
Zamansızlık var mıdır sâhi?
Hazırlıksız yakalandığında,sağanakta ıslanırsın.Bedelini nezle nezdinde ödersin.
En fazla o kadar.
Zaman,sağanakla boyası silinen fakat,bir türlü sökülüp atılamayan personalarla dolu.
Gökyüzü yanılttı lâle soğanlarını.
Belki de lâleler, yalıtamadı kendini gökten.
Gökyüzü dört duvar.
Lâleler örseli.
Etiketler:
lalesoğanları,
mevsim,
personavarlık,
zamansız
22 Mart 2013 Cuma
Bal Rengi Güneş Karartır mı Suyu?
Gözlerimden bal rengine uzanan bir bakıştı belki de içimdeki akış.Asi akışlara set kurardım hep.Tersten akan tek nehir vardı ben oydum yansımamda.Aynam biricik ve tek.Kırılır mıydı su?
Suların kırıldığı yerdeyim şimdi.Suyun içinde bir yanım, diğer yanımsa 'soluyor',ciğerlerinden.
Suyun kırma noktası pek bi' asi.
Ben hoyrat,denizden hatta rüzgârdan bile.Sebepsiz fırtınaların,öncesi sessizliği işte.
Susuz geçen onca zamanın,arınma noktası.Güneşin alacakaranlığındayım.
Kiminin elindeki kara kalem, kara çalı olmuş ötekine.
Kendi tabancalarıyla kararttıkları intiharları görmeden yaşıyorlar.
Üzücü.
Kara yazılsa temiz yürekler,yeni karlar yağar,yağmur eritir taneleri.
Her biri göz tanesi,can tanesi, yürek tanesi.
Safî sevgilerin bâkiliğini oyuncak edip,akışlara ket vurdular.
Asi suyum içindeki taşları okşarken birer birer,yosun tutturdu kirpiklerimi.
Aynı meridyen,farklı enlem hesabı bu.
Saat aynı fakat,birine doğan ötekine batar olmuş.
Her şey,herkes kendine döndürmüş güneşi.
Ama göz ardı ettikleri bir fark var farklı açıyla yansıtır benliğini güneş.Birini, ötekini ısıttığı gibi ısıtmaz,vermez sıcaklığını.
5 Mart 2013 Salı
Uçurtmayla Bakışmak:
Sonra...
Makarası elimdeydi ipimin.Ama kendisi yoktu.Uçurtmamı hiç uğruna rüzgâra teslim etmiştim.Kendi gözlerimle.Uzaklaştı uçurtmam.Kıvrımlar çizerek uzaklaştı.Bensizdi,yalpalıyordu.Ona yetişmeye çalıştım.Koştum ardından.Ta ki, kıvrımlar noktaya dönüşene dek.Bu seçiş onun muydu,vaz'geçiş bana mı aitti yıllar sonra bile çözebilmiş değilim.Uçurtmam çocukluğumdu.Uçurtmam dostluğumdu.O,sevgiyi anlatma biçimimdi.Şimdi,gökyüzünde en sevdiğim parçam var benim,aramıza köprü olup,yıkılan uçurtmam var.Kaçınılmaz ki yer çekimine yenik düştü.Eminim ki o,benim her gün göğe baktığımı bilerek bakar bulutlara.Uçurtmalar ve sahipleri birbirini iyi tanır.Birbirini bu kadar tamamlayan,böylesine aynı iki parça ;her gün gökyüzünde bakışır.
1 Mart 2013 Cuma
Masalsı Kahramanın Kuru'sıkı Korkuları
Yazmalıydım.Kaçmalıydım.
Çengelli iğneyle iliştirilmiş sahte gülümsemelerden kaçmalıydım ilkin.
Kaçtıkça,varoluş tamamlanır,yok oldukça var oluruz.
Var oldukça çoğalırız.Ne felsefik ama!
Salkım saçak yaşayacaksın ki keyfi çıksın.
Masalsılık olacak,destansılıkları yanında getiren.
Dünya ki yalan dolan'mış.Ekseni etrafında dönmekten.
O ki,kendine ve güneşe...
Ekseriya,'uyuyor'sun ya çoğunluğa,gereksiz,yersiz.
Tadını çıkar varoluşun.
Gökyüzüne bakmadan geçirdiğim bir günüm yok benim.
Çocukken bulutlara tutunabileceğimi sanırdım.
Kalitesiz tut-kalın kâğıdı duvarda tutabildiği kadarmış bulutlar.
Bulut seviyesine çıkılmaz sanırdım,bulut yeryüzüne indi.
Yağmur mu?Onun yeri yönü belli,sebatlı ve salkım saçak.
Yağmur dobra.
Sağanaklarım ben kadar eski.
Gök gürültülü,ruhsatsız çoğu kahkaha.
Ve ben kandım kurusıkı naralara.
İtiraf ediyorum ürktüm,irkildim de.
Kurusıkı tabancalar öldürmez.
Kurusıkı hüzünlerse hiç.
Vesselam.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






