15 Ocak 2013 Salı

Çeki 'Düzen


Bütün acımazsızlığıyla yaşıyordu hayatı.Varoluşun anlamını hiçe sayarak.
Kendi doğruları hayatın gerçeğiydi onun için.Ne sıkı dostlukları vardı,ne içten gülümseten biri.
Günlüktü onun ömrü;dünü düşünmez,yarına kucak açmazdı.Hayatını tek kelimeyle anlatacak olsam 'üstünkörülük'le tanımlayabilirim.Bir insan neden yüzeysel yaşar?Neden kimseyi almaz hayatına düşündünüz mü hiç?
Ben o kahramanla oturup sohbet ettim.Cinsiyetinin önemi yok, ilk okuduğunuzda kadın belirdiyse zihninizde kadın,erkek belirdiyse erkek olsun.Hikayemin isimsiz,cinsiyetsiz kahramanı.
Böylesine umursamaz görünen,çoğu zaman umursamaz,düzensiz dediğimiz her şeyi hayat düzeni hâline getiren birinden bahsediyorum.
Rutinleri vardı,bir evi,ev arkadaşı olmaktan öte hiçbir şey olamayan bir ''ev arkadaşı.''
Hayatını anlatmak değil niyetim,onu anlamak.Ona anlatmak.

Kimi hayatına aldıysa,çıkıp gitmiş,sessizce.Ya da haldur huldur hayatındaki her şeyi yıkıp dökerek gitmiş.Ardında bıraktığı kırık kalbi düşünmeden,gitmiş işte.En değerli parçaları götürmüşler giderken.
Haklı değil mi yeni hayatlara kendini açmamakta?Hep temkin,hep terkedilme korkusu,dinmeyen güvensizlik hissi.
Son çareymiş aslında şu an sürdüğü hayat.Son yolmuş bu gittiği.Son seçim,son deneme,belki yanılma.Gidenlerin bıraktığı göçüğün altında ezilmek yerine,göçüklerin üstüne yeni bina yapmayı tercih edenlerden olmuş.Biraz serzenişli,her an sallantıda bir yaşam.''Ne aşka inancım var,ne hayattan gelecek mutluluğa'' demişti.Umutlarını yitirmiş,elinde umutlu olmak için umut etmeye yetecek kadar umudu kalmış.
Ne zaman yeni yollara çıkmayı denese yarım kalmış,uçurumdan yuvarlanmış.
Şimdi, hayatı hâla en başta anlattığım gibi.'Düzen'siz,yorgun,sorumluluklardan uzak,bir başına.
İnsanoğlunun doğasına aykırı yaşıyor anlayacağınız.Gittiği yere kadar.'Düzen' isteyip istemediğini bile bilmeden.''Günlük'' bütün ilişkileri.
İşte böyle bir hayat,aslında her birimizin hayatında bir ''dönem''.
Dürüst insanlar hep vardır,ya da kahramanıma karşı dürüst olacak birileri mutlaka...
Sevgi üzerine yaratılmışız biz insanoğlu,nereye kadar kaçılır ki bu gerçekten.
Kimlerden kaçılır,kime kucak açılır bilemeyiz denemeden.





10 Ocak 2013 Perşembe

1'2

              Bir bütün,               İki kelime, bir his                           
Bir hüzün, Bir yaş.                İkimiz de    aynı his
Bir aşk,    Bir tarih.                               İlk bahar,                     
                Bir ben.                            İki dünya.
                Bir sen.                       İki deli.
                Sen bir,                 Birimiz iki
                Ben bir.               2'miz,1. 1'imiz hep 2..                    
               Biz bütün              İkimiz bir.İkide bir:aşk                                     

                

30 Aralık 2012 Pazar

En Baş'tan



...
Farklıydı yoksunluklarımız,noksandı mutluluklarım.
Bilmediniz.
Gördünüz,ama kördünüz.
Avuntuları oyuncak yaptım,
Elimde kaldı her biri.
Ben hep ''ebe''lerden kaçan çocuktum.
Bilmediniz.
Çünkü her biriniz farklı zaman oyunlarında,
'Körebe'ydiniz.
''Ebe'' olduğumda gözüme bağladığım bez parçası;her neyse,
Islandı gözlerimde.
Organlarımı pişiren ateşin korunda kuruttum onu.
Sıcaklık sandınız.
Yoruldum artık oyun oynamaktan.
Körebeden,saklambaçtan.
Bıraktım.
Mızıkçılık saydınız.
Tekrar sayıştırdınız.
Ve bu yazı en baştan.

29 Aralık 2012 Cumartesi

Zelzelenin Zerre'si

''İçim içime sığmıyor'' değil benimkisi.
Tam anlamıyla;içim içimi sarsıyor.
Göçükler,toz yutmuş paramparça ruhlar.
Toz tutmuş,yırtılmış,pörsümüş içimdeki sayfalar.


Kendine geç kalmaları unutur insan kendine vakit ayırırsa.
Ben yazdıkça unuturum.
Kimi çizdikçe,kimisi besteledikçe.
Umudumu sözcüklerde bulurum.
Göçük altında kalan her parçamı yazarak kurtarırım.


Yazdıklarım yazacaklarımın zerresi.
Aslında yazamadıklarım.
Yaşadıklarım.
Yaşayıp da yazamadıklarım.

İnsan hep ''iyi'' olamaz ki.
Hep gülemez.
Yaratılışa aykırı.
 
Bilmem, anlatabildim mi?

9 Aralık 2012 Pazar

İçim(iz)deki Çocuk

















Büyütmediğim, büyümeyen bir o var sanki.
Yıllara karşı dokunulmazlık hakkı var onun.'Yaş'lara karşı koymayı tek o başarmış.
Hepsinden öte beni ben yapan yanım,içimdeki büyümeyen çocuk.
İçimizde büyümeyen bir çocuğun varlığından haberdarsak,
Çocukluğumuzdan ezgiler fısıldıyorsa kulağımıza,
Yaşantımıza renk katmışız,yaşamımız gökkuşağı demek ki.
Demem o ki bir teyze çarpışan arabaya biniyorsa çocuğunun yanında,
Sözde yanında oturduğu çocuk,aslında içinde.
Öyleyse,
Bileğimize bağlattığımız uçan balonun ipini kendi ellerimizle çözüp,
İçimizdeki çocuğu büyütme telaşımız neden?
O,insanlığımız aslında.
Saflığımız.
Yakaladığımız küçük mutluluklarımız.
İçimdeki çocuk,
Bir ömür elimden tutup,gerçeklerle saklambaç oynayacak.
Büyüklerden bile büsbüyük sevgi,cebinde yüz bin liraya aldığı çikolatalı sakızla...

8 Aralık 2012 Cumartesi

Şizofrenik Acılardan Şikâyetçi Pollyanna

















Meyilliyiz dertlere.
Yaslara.
Kendi okyanusumuzda boğulmaya.
Mutluluklar arasından mutsuzlukları yakalamaya.
Zihnimizi soru işaretleri,ünlemler,virgüllerle meşgul ederken,
Nokta koyamamaktan şikâyet ediyoruz.
Soru işaretindeki,ünlemdeki,virgüldeki 'nokta'ları görmeden.
''Herkesin derdi kendine büyük.''demişler.
Herkes dedikleri,biz;her birimiz,alışkanlık hâline getirmişiz dertleri büyütmeyi.
Hâl böyle olunca,acılara aşık oluyoruz.
Acıları şizofrenik boyutlarda yaşamak vazgeçemediğimiz alışkanlıklarımız arasında,hep ''top 10''da.
Sahip olduklarımızla hepimiz çok zengin değil miyiz?
Sahip olduklarımız,sahip çıktıklarımızsa şayet.

Şikâyet etmek kolay,şükretmek zor gelmesin.
Ağır bir yük kaldırırken belinin ağrımasından şikâyet eden insan,
Eğilebilği için neden şükretmez?
Sahip olmadıklarımızdan şikâyetçi olduğumuzu sansak da aslında her birimiz,
Sahip olduklarımızdan şikâyet ediyoruz.

Bu duruma vereceğim örneklerin örnekleminin sonsuz eleman sayısı var.
İsteğim,örnekleri zihninizde çoğaltıp kendi şükür listenizi oluşturmanız.
Hayat çok kısa.
Bir şükür.
Bin tebessüm.


15 Kasım 2012 Perşembe

''Gereğini Arz Ederim Hayat''


Ben her yeni gün kâşif olma yolunda adım adım ilerliyorum.
Aslında ''kâşif olmak istediğim için mi keşfediyorum,keşfettikçe mi kâşif oluyorum'' handikabından sıyrılmış değilim.
Yeni yerler keşfeden mi kâşiftir sadece?
Her gün bir insan keşfeden kâşif olamaz mı?

Bir insan,aslında onlarca hayat.
Son günlerde yaptığım son keşif türk kahvemin telvesini yıkarken oldu.
Bu kez ne insan keşfetti benliğim,ne yeni muhitler.
Tuhaf geliyor kulağa öyle değil mi?
''Türk kahvesi telvesi''ni yıkarken keşif yapmak,hayattan parça yakalamak.
Ben o an bir anlam daha yükledim hayata,o zaman anladım tıkır tıkır işleyen kanunun sadece fizikle kalmadığını:
Yarısı su dolu fincan kenarda duruyordu ve ben musluktan akan suyu avuçlayıp fincana döküyordum.
Suyu avuçla-fincanı suyla doldur.Bu işlemi bir kaç kere tekrarlarken hepimizin bildiği şeyi gördüm.
Avcumdaki suyu ne kadar hızlı boşaltırsam fincana,içindeki suyun artmayıp,aksine azaldığını.
İşte hayattan beklentiler arttıkça,mutluluklar konusunda aceleci davrandıkça insanoğlu;
Dolmuyor,doymadığı için.
Hızlı dolup hemen ''olmak'', kitap okumadan yazar,müzik dinlemeden müzisyen olmak istemek gibi.


Nicedir düşündüm ben bunu,uzunca hissettim,yaşadım,anlam kattım,anlama katıldım.
Keşfim zihnimden miras,mizacım mirasıma gerekçe.
''Olmak'' yolunda benliğime damlayan her olgunluk;hayattan 'gereğini arz eden' bir dilekçe.